Dünyada son dönemde yaşadığımız gelişmeler, gıdanın önemini ön plana çıkarmıştır. Küresel iklim değişikliği, ülkeler arası savaşlar ve diplomatik gelişmeler, Covid-19 pandemisi, göçler, nüfus artışı gibi gelişmeler de gıdanın önemini her geçen gün arttırmaya devam ettirmektedir. Bu gerçek; toprağın, suyun, tarımın stratejik önemini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla yaşanılan risk faktörlerinden dolayı ülkelerde artık gıda milliyetçiliği ön plana çıkmaya başladı.
Tabi diğer bir taraftan da yeryüzünde yeterli gıdaya erişimde sıkıntı çeken binlerce insan bulunuyor. Birleşmiş Milletlerin (BM) hazırladığı rapora göre dünyada yaşanan son gelişmeler ile birlikte açlıkla karşı karşıya kalan insanların sayısında artış meydana gelmiştir. Raporlara göre 2019 yılında 613 milyon olan bu sayının bugün yaklaşık 735 milyona ulaştığını belirtiliyor. Ayrıca, orta veya yüksek şiddette gıda güvensizliğinin yaygınlık derecesine ilişkin yapılan ölçümlerde 2,4 milyar insanın, yani dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unun gıdaya sürekli erişiminin bulunmadığını belirtiliyor. Bu grupta yer alan yaklaşık 900 milyon insanın ise şiddetli gıda güvensizliğiyle karşı karşıya olduğu raporlanmıştır. Dünya’da yaşanan bu riskler ile birlikte Birleşmiş Milletler’in 2030 yılına kadar koyduğu açlığı sona erdirme hedeflerine ulaşmasının zor olduğunu da bir yere not düşmekte fayda var.
Gıda üretimi konusuna değinecek olursak, şu an dünyada 3,3 trilyon dolar değerinde gıda üretilmektedir. 2050 yılına yönelik nüfus projeksiyonlarına göre sadece 26 yıl sonra dünya nüfusu yaklaşık yüzde 25 oranında artarak 10 milyar kişiye dayanacak. Söz konusu nüfus artışı ile birlikte gıdaya olan talebin daha da artacağı bilinen bir gerçek. BM tarafından yayımlanan diğer bir raporda ise 2050 yılında oluşacak gıda talebini karşılamak için bugünden yüzde 70 daha fazla gıdaya ihtiyacımız olacağını belirtmektedir.
Bu gerçeği bir tarafa koyduğumuzda diğer bir gerçekle daha yüzleşmemiz gerekiyor. O da gıdanın; israf ve kaybıdır. Gıda israfı ve kaybını kısaca tanımlarsak, üretilen gıdaların ölçüsüz ya da bilinçsizce kullanılması ve tüketilmeden çöpe gitmesi olarak ifade edebiliriz. Bu minvalde gıda israfı ve kaybı, tarladan tedarik zincirine, satış noktalarından evlere ve sofralarımıza ulaşıncaya kadar üretilen gıdanın boşa gitmesi veya tüketilemeyecek duruma gelmesiyle oluşmaktadır.
Bilim çevreleri tarafından yapılan araştırmalara göre, dünyada her yıl gıdaların yaklaşık olarak dörtte biri kaybedilmekte ya da israf edilmektedir. Türkiye’de ise her yıl kişi başına 93 kilogram yiyecek çöpe atılmaktadır. Bu miktar, küresel çapta perakende satış noktaları, evler ve restoranlardaki tüketime hazır gıdanın yüzde 17’sinin doğrudan çöpe gitmesi anlamına gelmektedir.
Gıda kayıp ve israfının yüzde 56’sı gelişmiş ülkelerde, geriye kalan yüzde 44’lük kısmı ise gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde gıda kayıpları daha çok üretim, saklama, işleme, dağıtım ve pazarlama aşamalarındaki altyapı eksikliğinden, gelişmiş ülkelerde ise perakende ve tüketim aşamalarındaki gıda israfından kaynaklanmaktadır.
Birleşmiş Miletler tarafından hazırlanan 2021 Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre, gıda israfının yüzde 61’i evsel atık olarak israf edilirken, yüzde 26’sı hizmet sektöründe, yüzde 13’ü ise perakende sektöründe ortaya çıkmaktadır.
Küresel olarak bakıldığında üretilen tüm gıdaların 1/3’ünden fazlası israf edilerek çöpe atılmaktadır. Dünya üzerinde her dokuz kişiden birinin açlıkla karşı karşıya olduğu düşünüldüğünde, gıdaların çöpe gitmesi çok vahim bir durumdur.
Tarım Akademi Derneği
