Toplumlar tarih boyunca yaşamlarını sürdürebilmek için doğanın sunduğu kaynaklardan yararlanmıştır. Bu yararlanma süreci yalnızca anakara ekosistemleriyle sınırlı kalmamış; sulak alanlar ve bu alanların özel bir türü olan turbalıklarda da söz konusu olmuştur.
Turbalıklar hem doğaya hem de insanlığa sağladıkları katkılarla, en az ormanlar ve okyanuslar kadar değerlidirler. Su, yakacak, tarım ve çeşitli hammaddeler sağlamaları nedeniyle insanlar tarafından yoğun biçimde kullanılmıştır. İçerisine sızan suyu besin maddeleri ve zararlı maddelerden temizleyerek filtre işlemi yapmasının yanında, aynı zamanda tarımda da toprağın su tutma kapasitesini artırması nedeniyle yaygın bir kullanım alanına sahiptir. Turbalıklar; tarım, çiçekçilik, hayvancılık, enerji üretimi, yalıtım malzemeleri, sağlık ve kozmetik gibi birçok alanda kullanılmaktadır.
Dünyanın yalnızca küçük bir bölümünü kaplamalarına rağmen turbalıklar dünyanın birçok bölgesinde bulunur. Özellikle Kuzey Yarımküre’de, yani Kanada, Rusya ve İskandinav ülkelerinde çok yaygındırlar. Ayrıca Güneydoğu Asya, Orta ve Güney Amerika, Afrika ve Avustralya’da da “turbalıklar” mevcuttur.
Türkiye’de ise turbalık alanlar coğrafi koşullar nedeniyle bakımından zengin bir ülke değildir. Belli başlı turbalık özelliğine sahip yerler Bolu-Yeniçağa, Trabzon-Ağaçbaşı, Adıyaman-Gölbaşı, Afyonkarahisar-Karakuyu ve Denizli-Işıklı ülkemizin önemli turbalık alanları arasında sayılabilir. Sayıları az olsa da bu alanlar ülkemiz için büyük bir öneme sahiptir.
Turbalıklar, sulak alanlarda uzun yıllar boyunca biriken bitki kalıntılarının suya doygun ve oksijensiz ortamda yavaş yavaş çürümesiyle oluşur. Bu süreç binlerce yıl sürebilir. Zamanla biriken bu kalıntılar, “turba” adı verilen koyu renkli ve süngerimsi bir maddeye dönüşür.
Turba hem ekolojik hem de ekonomik açıdan önemli bir kaynaktır. Ekolojik dengenin sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır.
Turbalıklar, yeryüzünün sadece %3’lük bir bölümünü kaplasa da, sahip oldukları işlevlerle en az ormanlar ve okyanuslar kadar büyük bir öneme sahiptir. Bu alanlar, atmosferdeki karbonun büyük bir kısmını depolayabilir. Hatta yapılan araştırmalar, turbalıkların tüm dünya ormanlarından daha fazla karbon tuttuğunu göstermektedir. Bu da turbalıkları iklim değişikliğiyle mücadelede kilit bir aktör haline getirir. Turbalıklar yalnızca karbon depolamakla kalmaz; aynı zamanda birçok nadir bitki ve hayvan türü için yaşam alanı oluşturur. Doğal su döngüsünü düzenleyerek sel ve kuraklık risklerini azaltır, mikroiklim oluşturur ve çevresindeki ekosistemleri destekler. Bu nedenle bilim insanları, turbalıkları ormanlar ve okyanuslarla eşdeğer öneme sahip ekosistemler arasında göstermektedir.
Ancak bu büyük avantaj, dikkatli bir şekilde korunmadığında tehlikeye dönüşebilir. Eğer turbalıklar kurutulursa, içlerinde biriktirdikleri karbon atmosfere salınır. Bu durumda turbalıklar, karbon tutan bir sistem olmaktan çıkar ve en fazla karbon salan alanlara dönüşür. Yani hem büyük bir tehdit hem de büyük bir fırsat barındırırlar.
Ekolojik açıdan turbalıklar yalnızca karbon depolama alanları değil, aynı zamanda yüksek biyolojik çeşitliliğe sahip özgün ekosistemlerdir. Birçok bitki ve hayvan türü için yaşam alanı sunan bu alanlar, bazı türler açısından kalıcı ya da geçici sığınak niteliği taşımaktadır. Ayrıca turbalıklar mikroiklim oluşturarak çevre ekosistemlerin iklimsel koşullarını düzenlemekte, bazı akarsuların kaynak alanlarını oluşturarak hidrolojik dengeye katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra, çevresel değişimlerin uzun dönemli izlenebildiği “doğa ve kültür tarihi arşivleri” olarak da değerlendirilmektedir.
Turbalıklar, sadece doğal yaşam için değil, insanlık tarihi için de çok değerlidir. Çünkü bu alanlara giren bitki tohumları, böcek, hayvan kalıntıları ve hatta insanlar, binlerce yıl boyunca bozulmadan kalabilir. Bu sayede bilim insanları, turbalıklardan elde edilen bulgularla milyonlarca yıl öncesine ait kalıntılar ve geçmişe ait değerli bilgileri bize aktarır.
Turba adamları olarak bilinen, Avrupa’da özellikle İrlanda, Danimarka, Almanya, Hollanda ve İngiltere gibi bölgelerde bulunan, binlerce yıl öncesine ait arkeolojik buluntular, bu alanların geçmişe ışık tutan doğal arşiv olduğunun en çarpıcı örneğidir. Bu kalıntılar sıradan mumyalar gibi değildir; onları bu kadar çarpıcı yapan şey, Oksijensiz ortam sayesinde bitki kalıntıları, böcekler, hayvan kemikleri ve hatta insan bedenlerini binlerce yıl boyunca bozulmadan olağanüstü derecede iyi korunmuş olmalarıdır.
Özetle; yeryüzünün yalnızca yaklaşık %3’ünü kaplamasına rağmen, dünyadaki toprak karbonunun yaklaşık üçte birini depoladığını ortaya koymaktadır. Yapılan çalışmalara göre turbalıklar, toplamda dünya ormanlarından daha fazla karbon tutma kapasitesine sahiptir. Bu özellikleriyle turbalıklar, iklim değişikliğiyle mücadelede en etkili doğa temelli çözümlerden biri olarak değerlendirilmektedir.
Turbalıklar, suya doygun ve oksijen bakımından fakir ortamlarda binlerce yıl boyunca biriken bitki kalıntılarının yavaş ayrışmasıyla oluşur. Bu süreç sonucunda turba adı verilen, karbon bakımından zengin bir organik madde meydana gelir.
Turbalıklar ekosistem hizmetleri açısından gezegenin en kritik doğal alanları arasında yer alıyor. Karbon depolama kapasiteleri, biyolojik çeşitliliğe katkıları ve iklim değişikliğiyle mücadelede oynadıkları rolle dikkat çeken bu sulak alanlar, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de ciddi tehditlerle karşı karşıya bulunuyor. Aksi halde, karbon tutma kapasiteleri yüksek olan bu özel alanlar kaybolduğunda, sadece iklim için değil, geçmişimize ve doğaya dair önemli bilgiler de sonsuza kadar kaybolmuş olacaktır.
Doğal zaman arşivleri olarak bilinen bu alanlar, geçmişin izlerini günümüze eksiksiz biçimde aktaran özel alanlardır; ancak toplumun gündeminde yeterince yer bulamamaktadır. Bu nedenle kamuoyu bilincinin artırılması ve yasal koruma önlemlerinin güçlendirilmesi gerekmektedir. Turbalık alanlar ve bataklıklar, arkeolojik kalıntıları zarar görmeden koruyabilmeleri sayesinde kültürel miras açısından büyük önem taşır ve bozulmamış turbalıkların korunması doğal ve kültürel değerlerin devamı için hayati önemdedir.
