1. Makaleler
  2. Genel
  3. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Nedir, Nasıl Korunmalıyız ?

Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Nedir, Nasıl Korunmalıyız ?

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), özellikle Hyalomma cinsi keneler tarafından bulaştırılan ve zoonotik enfeksiyona neden olan viral bir hastalıktır. Hastalığın etken maddesi, hastalıkla aynı adı taşıyan bir virüstür. Kırım-Kongo virüsü, ölümcül bir bulaşıcı hastalığa neden olan, dünyadaki en tehlikeli kene kaynaklı virüs olarak bilinmektedir. Yaygın bir hastalık değildir ve bu nedenle önemli bir halk sağlığı tehdidi oluşturmaz. 

Ancak, özellikle sağlık hizmetlerinin yetersiz olduğu ülkelerde, sağlık personelleri üzerinde önemli etkileri bulunmaktadır. Çünkü kene, hastalığın bulaşmasında önemli bir vektör olmasına rağmen, daha ileri ikincil (sekonder) vakalar, insandan insana bulaşabilmektedir. Hastalık genellikle insandan insana virüs içeren kan ve vücut sıvılarının cilt veya mukozal teması sonucu bulaşır.

Virüs, insanlara olduğu kadar evcil ve yabani hayvanlara da bulaşabilmektedir. Özellikle Doğu ve Batı Afrika’da yaygın olan patojenik virüs, Bunyaviridae ailesinin Nairovirus grubuna ait bir RNA virüsüdür. Enfekte memelilerde klinik hastalık nadir olmakla birlikte, insanlarda genellikle şiddetlidir ve ölüm oranı %30’dur. Virüs endemik bölgelerde keneler aracılığıyla bulaştığı için tarım ve hayvancılıkla uğraşan kişiler yüksek risk grubunda yer almaktadır.

Hastalığın Tarihi

İlk olarak 1944 yılında Batı Kırım’da tespit edilen hastalık, Afrika dışında Türkiye de dâhil birçok Asya ve Doğu Avrupa ülkesinde görülmüştür. 2006 yılında ülkemizin Karadeniz bölgesinde meydana gelen bir salgında 438 vaka görülmüş olup, bu vakalar sonucunda 27 kişi Kırım-Kongo kanamalı ateşine bağlı olarak yaşamını yitirmiştir.

Epidemiyoloji

İnsanlarda sporadik olarak seyreden enfeksiyon, genellikle Hyalomma (Hyalomma marginatum) kenesi tarafından ısırılma sonucunda şekillenmektedir. Yine de hastalığı bulaştırdığı bilinen 30 kene türü vardır (850 türden 30’unun KKKA bulaştırdığı rapor edilmiştir). Sığır, koyun ve keçi gibi çiftlik hayvanlarının yanı sıra tilki gibi yabani hayvanlarda da hastalığa neden olan virüse rastlanmıştır. Kuşlar ve küçük memeliler de enfekte olabilmektedirler. Afrika ile Avrupa arasındaki göç yolu üzerindeki bazı kuşlarda virüsün bulunması, virüsün kıtalar arası bulaşmasını kuşların sağlamış olabileceği düşüncesini güçlendirmiştir.

Hastalık, enfekte çiftlik hayvanlarının etini işleyen veya besin olarak tüketen insanlarda ortaya çıkabilmektedir. Enfekte kan ve kusmukla temas eden sağlık çalışanlarında da enfeksiyon görülmüştür. Halk arasında hastane enfeksiyonu olarak bilinen nozokomiyal yol da bilinen bir bulaşma yoludur. İnsanlarda görülen en yaygın bulaşma yolu kene tarafından ısırılmadır. Bunların dışında, Anneden bebeğe (vertikal bulaş), Laboratuvardan direkt temas ile, Enfekte doku, kan teması ile ve enfekte hastalarla temas da bulaşmada önemli bir faktördür.

Risk Grupları

  • Endemik bölgede yaşayan/ziyaretçi 
  • Çiftçiler 
  • Hayvancılık yapanlar 
  • Kasaplar, mezbaha çalışanları
  • Veteriner hekimler 
  • Sağlık personeli 
  • Laboratuvar çalışanları 
  • Hasta yakınları

Enfeksiyon Sonrası Süreç

İlk kene ısırmasından itibaren yaklaşık 2-12 günlük bir kuluçka süresi şekillenir. Hastane kaynaklı enfeksiyonlarda (nozokomiyal enfeksiyon) kuluçka süresi 3 ile 10 gün arasında değişmektedir. Kuluçka döneminden sonra grip benzeri belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Bunlar yaklaşık bir hafta sonra azalabilir. Bununla birlikte, öncelikle ruh hali dalgalanmaları, ajitasyon, zihinsel karışıklık ve boğazda peteşiler gibi kanama belirtileri, hastalığın ilk 3-5 günü içinde ortaya çıkar. Daha sonra burun kanaması, kanlı idrar ve kusma görülür. Karaciğer şişer ve ağrı hissedilir. Bunların dışında trombositopeni ve lökopeni de laboratuvar bulguları arasındadır. Ayrıca biyokimyasal parametrelerden aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) ve laktat dehidrojenaz (LDH) oranları da yükselir.

Semptomların ilk ortaya çıkmasından 9-10 gün sonra, hastalar iyileşme belirtileri gösterir ancak %30’u hastalığın 2 haftası içinde ölür.

Tanı

Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (Centers for Disease Control and Prevention / CDC)’ne göre, KKKA teşhisi için kullanılan laboratuvar testleri arasında, antijen yakalama enzim bağlantılı immünosorbent testi (ELISA), gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR), virüsü izole etme girişimleri ve ELISA (IgG ve IgM) ile antikorların saptanması yer almaktadır.

KKKA, şüpheli bir klinik öyküsü olan hastalarda, hastalığın akut fazında, viral antijen tespiti (ELISA antijen yakalama), kanda veya ölümcül vakaların dokularından toplanan örneklerden viral RNA sekanslaması (RT-PCR) ve virüs izolasyonunun bir kombinasyonu, laboratuvar tanısı koymak için kullanılabilmektedir. Hayatta kalanlarda hastalığın sonraki aşamalarında; viral antijen, RNA ve virüs artık mevcut olamayabileceğinden veya saptanamaz olduğundan kanda antikor saptaması yoluna başvurulur.

Tedavi

Spesifik bir tedavisi olmadığı için tedavi çoğunlukla semptomatik ve destekleyici tedaviyi içerir. Hastalık sırasında sıklıkla görülen trombositopeni gerektiğinde düzeltilmeli ve pıhtılaşma faktörleri yerine konmalıdır. Bu amaçla trombosit süspansiyonları kullanılabilir. Hastalığı geçirip hayatta kalan bireylerden veya atlardan elde edilecek bağışıklık serumunun verilmesi de etkili olabilir. Bu konudaki araştırmalar devam etmektedir.

Modern tekniklerle hazırlanmış bir aşının olmadığı ancak bu konudaki araştırmaların devam ettiği bilinmektedir. Hastalığa yakalananların ömür boyu bağışıklık kazanabildikleri raporlanmıştır.

Korunma ve Kontrol

Sahada;

  • Riskli alanlara gidilirken vücudu örten giysiler giyilmeli, açık renkli kıyafetler tercih edilmeli, 
  •  Kene yönünden riskli alanlardan dönüldüğünde, vücudunda kene olup olmadığı kontrol edilmeli,
  • Kene tutunmuş ise hiç vakit kaybetmeden çıplak el ile dokunmamak şartıyla vücuda tutunduğu en yakın yerden tutarak uygun bir malzeme ile (bez, naylon poşet, eldiven gibi) çıkarılmalıdır

Hastanede;

  • Hasta yönetimi eksiksiz yapılmalı 
  • İzolasyon önlemleri eksiksiz alınmalı

Korunma Önlemleri;

Hastanın izolasyonu 

  • Temas izolasyon önlemleri
  • Damlacık izolasyonu 
  • Kontamine alet, ekipman ve yüzey dezenfeksiyonu
  • Tıbbi atıkların dezenfeksiyonu 
  • Cenazenin güvenli hazırlanması
  • Hastane personeli ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesi

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) Virüsü Aşı Çalışmaları

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) virüsü, Türkiye de dahil olmak üzere Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika’da insanlarda yaygın ve ölümcül salgınlara neden olan bir patojendir. Günümüzde KKKA virüsüne karşı etkili ve otoritelerce onaylanmış bir aşısı bulunmamaktadır.

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına yönelik Erciyes Üniversitesi Aşı Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde Prof. Dr. Özdarendeli öncülüğünde yürütülen yerli aşı çalışmasında faz-1 aşamasını geçerek faz -2 aşaması başlandı. 

Peki Bir aşı üretmek için hangi aşamalardan geçmeli? 

1.Araştırma Geliştirme (Ar-Ge) Aşaması: Hücre kültürü, mikrobiyolojik kültürler, rekombinant DNA (rcDNA) teknolojisi ve bilgisayar modellemeleri ile hedeflenen etkene karşı aşı üretiminde kullanılabilecek suş ve antijenlerin üretilmesi veya oluşturulması çalışmalarını içerir.

2.Preklinik (Faz 0) Çalışmalar: Aşılarda kullanılacak antijen ve suşların uluslararası standartlara uygun üretilmesi, aşı formülasyonlarının hazırlanması, in vitro deneyler ve in vivo hayvan deneylerinin yapılmasını kapsayan çalışmalardır. Geliştirilen aşı adayları, deney hayvanlarında veya insanlarda mikrodozlar halinde uygulanmak suretiyle etkene (antijene) verilen immün yanıt araştırılır.

3.Klinik Araştırma Fazları: Etkin hücresel ve hümoral bağışıklık oluşturan, güvenilirliği kanıtlanmış ve prototip olarak geliştirilmiş aşıların Faz 1, Faz 2, Faz 3 klinik çalışmaları tamamlandığında kaliteli, etkin ve güvenilir aşılar ruhsat aşaması olan 
Faz IV aşamasına getirilmiş olur.

  • Faz I: Az sayıda gönüllüde uygulanan farklı dozlarda aşı sonrası antikor yanıtına bakılır. Bu fazda doğru dozu belirlemek amaçlanır ve güvenlilik araştırılır. Faz I’i başarıyla tamamlayan aşının, Faz II çalışmalarına geçilir.
  • Faz II: Bu aşamaya yüzlerce gönüllü katılır. Gönüllüler yan etkiler açısından yakından izlenir. Aşının bağışıklık yanıtı oluşturma düzeyi ve güvenliliği konusunda daha fazla veri elde edilir. Faz II’yi başarıyla tamamlayan aşının 
    Faz III çalışmalarına geçilir. 
  • Faz III: Bu aşamada binlerce gönüllü yer alır. Faz III aşamasında çalışmaya katılan gönüllüler iki gruba ayrılır. Bir grup gönüllüye aşı verilirken diğer grup gönüllüye içeriğinde aşı bulunmayan çözelti enjekte edilir. Bu çözeltiye plasebo adı verilir. Aşı uygulayan ve uygulanan kişilere hangi grupta olduğu bilgisi verilmez. Plasebo kullanılması, aşının etkinliği konusunda karşılaştırma yapılabilmesine olanak sağlar. Aşı ve plasebo verilen gruplardan elde edilen sonuçlar, aşının etkinliği ve güvenliliği açısından karşılaştırılır. Bu fazda etkinliğin kanıtlanması ve yan etkilerin izlenmesi esastır. Faz III’te binlerce gönüllüden elde edilen veriler değerlendirilerek toplumda kullanım kararı ve ruhsat verilir.
  • Faz IV: Bu aşamada ruhsat almış aşının toplumda uygulanmaya başlanması sonrasında aşıyla ilgili güvenlilik ve etkililik bilgileri ile uzun dönem etki sonuçları toplanmaya devam edilir.

Erciyes Üniversitesi’nde Aşı Merkezi’nde Faz 2 aşamasına gelen KKKA aşısının diğer fazları da tamamlaması halinde seri üretimine geçilebilecektir. Yerli aşımız sayesinde yaz aylarında insanların korkulu rüyası haline gelen KKKA hastalığına karşı koruyucu bir yol bulunmuş olacaktır.

Kaynak: Anatolia Geneworks ve Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Zoonotik ve Vektörel Hastalıklar Dairesi Başkanlığı

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter